15 Ocak 2012 Pazar

AĞLASAM NE FARK EDER, GÜLSEM NE DEĞİŞİR?

Hayatın bir anlamı yok dostlar, inanın bana. Sevgilisi tarafından terk edilmiş ya da çok sevdiği bir yakını ölmüş bir gencin serzenişi değil bu söylediğim. Sizin hayat dediğiniz şey, siz eniyle sonunun ne olduğunu anlamadan geçip gidecek.

Ölüm anınızda hatırladığınız güzel anılar da değildir hayat. Hiçbir işe yaramaz, hiçbir parmağa işemez. Hayatta kazanmak ya da kaybetmek amaçsızdır. Çünkü oyun sonunda elinizdeki bütün chip’ler toplanacaksa kumar oynamanın bir gereği yoktur. Övündüğünüz bütün özellikleriniz, mutlu hayatınız, güzel karınız, harika işiniz… Hepsi göz açıp kapayıncaya kadar elinizden gidecek.

Korkunç, değil mi? Bunu ilk anladığımda 9 yaşındaydım ben. Kendisine araba çarpmadan 5 dakika önce kavga ettiğim arkadaşım o arabanın altına girdiğinde 9 yaşındaydım. Dehşetle ilk o zaman tanıştım ben. Annenin oklavasına, babanın tokadına benzemezmiş . Öylesine farklı, öylesine deliymiş.

Hayatı boş geçirmek diye bir şey yoktur. Hayat ne kadar dolu ki boş geçirelim? İsa da öldü, Nene Hatun da, bakkal Rahmi de. Sonu belli oyunlar oynamaktan vazgeçelim dostlarım.

Peki ben niye yaşıyorum? Yaşamaktan zevk alıyorum tuhaf nedenlerden dolayı. Hayatın akışına kendimi kaptırmadan, Hayvan Çiftliği’nin koyunlarından olmadan yaşamaya çalışıyorum.

Sıkılmamak için yapıyorum bütün işlerimi artık. Vakit geçsin diye.

Daha da yazardım da sıkılıyorum. Hem niye yazıyorum ki? Kime ne yararı olacak? Yararı olmasının ne yararı var?

Karamsar değil realistim. Yakışıklı değil ama sempatiğim. 17 yaşındayım ve bana Einstein diyecek hiç kimsem yok.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder