Evde terk edilmiş hissi vardı. Bende de. Belki de bu yüzden hemen ısındım eve. Kendi evime...
Annemi görmeyeli yıllar olmuştu sanki. Saçları seyrelmişti. Yüzünde alabildiğine ümitsizlik vardı. Babam öldükten sonra eskisi gibi olamamıştı annem.
Remzi Abi de etrafa çekingen gözlerle bakıyordu. Sanki bu ev ona da bir şeyler hatırlatıyordu. Sessizce geldi yanıma oturdu.
Annem yemekleri getirdi. Ama Remzi Abi'yi unutmuşa benziyordu. Anne bir tabak daha dedim. Çok mu acıktın oğlum, dedi. Kaş göz işareti yaparak Remzi Abi'yi gösterdim. Sanırım anlamadı ama bir tabak daha getirdi.
Konuşmaya başladık annemle. Komşularından şikayetçi olduğunu, sabaha kadar evlerinden ses geldiğini, bu yüzden uyuyamadığını söyledi.
Sözünü kestim. "Sen" nasılsın anne, komşuları sormadım dedim. Bildiğin gibi oğlum dedi. Gönderdiğim para yetiyor mu dedim. Yetiyor dedi gözlerini benden kaçırarak.
Sonra annem komşularından bahsetmeye başladı yine. Remzi Abi konuşmaya hiç katılmıyordu. Sadece bizi dinliyordu. Hiç onu bu kadar sessiz görmemiştim. Derdi vardır diyerek es geçtim.
Annem ise anlatmaya devam ediyordu. Tam karşı komşunun kızının kömürlükteki maceralarını anlatacakken susturdum onu. Gözlerinin içine baktım. Tam içine.
Anne neden bu kadar ümitsizsin dedim. Neden hep yüzün asık? Biliyorum babam öldüğünden beri çok değişti her şey ama kendine yapacak bir şey bulsan.
Sonra neyse dedim. "Misafirin yanında tartışmayalım". Remzi Abi zaten gergindi. Bir de bizim dertlerimizle dertlenmesindi.
Hangi misafir çocuğum dedi. Remzi Abi'den bahsediyorum dedim yanımda duran Remzi Abi'yi işaret ederek.
Oğlum neden böyle yapıyorsun dedi. Her hafta yanına geliyorum belki biraz düzelirsin diye. Ama sende hiç gelişme yok. Bunları tekrar söyleyeceğim yüzüne:
"Remzi Abi diye biri yok. Hiçbir zaman da olmadı.O baban gittikten sonra senin kafanda yarattığın baba figürü. Onunla içmeye gitmiyorsunuz, onunla restoranta ya da başka hiçbir yere gitmiyorsunuz. Çünkü sen lanet bir rehabilitasyon merkezinde, lanet bir Bakırköy'de geçiriyorsun bütün günlerini.
Hatırlarsın diye özel izinle çıkarttırdım hastaneden, evine getirdim. Hatırlarsın diye komşulardan bahsediyorum sabahtan beri. Hala Remzi Abi diyorsun. Oğlum lütfen daha fazla dayanamayacağım. Hatırla artık. Sen bana para falan göndermiyorsun. Baban öldü. Remzi Abi diye biri yok. Hatırla artık."
Ağlamaya başladık. Bütün ağlama rekorlarına inat ağlıyorduk sanki. Ağladık, ağladık.
Sonra sildim gözyaşlarını annemin. Ne istersen yapacağım ağlama yeter ki dedim. Ağlamayı kesti annem.
Çıkalım bu evden dedim. "Hep uğursuzluk getirdi bize bu ev." Annem başıyla onayladı. Kapıyı açtık, tam çıkıyorduk ki anneme döndüm ve
Remzi Abi'ye bunlardan bahsetmeyelim olur mu dedim.
Sustu. Boş boş bakmaya başladı.
Olur dedi.
Annemi görmeyeli yıllar olmuştu sanki. Saçları seyrelmişti. Yüzünde alabildiğine ümitsizlik vardı. Babam öldükten sonra eskisi gibi olamamıştı annem.
Remzi Abi de etrafa çekingen gözlerle bakıyordu. Sanki bu ev ona da bir şeyler hatırlatıyordu. Sessizce geldi yanıma oturdu.
Annem yemekleri getirdi. Ama Remzi Abi'yi unutmuşa benziyordu. Anne bir tabak daha dedim. Çok mu acıktın oğlum, dedi. Kaş göz işareti yaparak Remzi Abi'yi gösterdim. Sanırım anlamadı ama bir tabak daha getirdi.
Konuşmaya başladık annemle. Komşularından şikayetçi olduğunu, sabaha kadar evlerinden ses geldiğini, bu yüzden uyuyamadığını söyledi.
Sözünü kestim. "Sen" nasılsın anne, komşuları sormadım dedim. Bildiğin gibi oğlum dedi. Gönderdiğim para yetiyor mu dedim. Yetiyor dedi gözlerini benden kaçırarak.
Sonra annem komşularından bahsetmeye başladı yine. Remzi Abi konuşmaya hiç katılmıyordu. Sadece bizi dinliyordu. Hiç onu bu kadar sessiz görmemiştim. Derdi vardır diyerek es geçtim.
Annem ise anlatmaya devam ediyordu. Tam karşı komşunun kızının kömürlükteki maceralarını anlatacakken susturdum onu. Gözlerinin içine baktım. Tam içine.
Anne neden bu kadar ümitsizsin dedim. Neden hep yüzün asık? Biliyorum babam öldüğünden beri çok değişti her şey ama kendine yapacak bir şey bulsan.
Sonra neyse dedim. "Misafirin yanında tartışmayalım". Remzi Abi zaten gergindi. Bir de bizim dertlerimizle dertlenmesindi.
Hangi misafir çocuğum dedi. Remzi Abi'den bahsediyorum dedim yanımda duran Remzi Abi'yi işaret ederek.
Oğlum neden böyle yapıyorsun dedi. Her hafta yanına geliyorum belki biraz düzelirsin diye. Ama sende hiç gelişme yok. Bunları tekrar söyleyeceğim yüzüne:
"Remzi Abi diye biri yok. Hiçbir zaman da olmadı.O baban gittikten sonra senin kafanda yarattığın baba figürü. Onunla içmeye gitmiyorsunuz, onunla restoranta ya da başka hiçbir yere gitmiyorsunuz. Çünkü sen lanet bir rehabilitasyon merkezinde, lanet bir Bakırköy'de geçiriyorsun bütün günlerini.
Hatırlarsın diye özel izinle çıkarttırdım hastaneden, evine getirdim. Hatırlarsın diye komşulardan bahsediyorum sabahtan beri. Hala Remzi Abi diyorsun. Oğlum lütfen daha fazla dayanamayacağım. Hatırla artık. Sen bana para falan göndermiyorsun. Baban öldü. Remzi Abi diye biri yok. Hatırla artık."
Ağlamaya başladık. Bütün ağlama rekorlarına inat ağlıyorduk sanki. Ağladık, ağladık.
Sonra sildim gözyaşlarını annemin. Ne istersen yapacağım ağlama yeter ki dedim. Ağlamayı kesti annem.
Çıkalım bu evden dedim. "Hep uğursuzluk getirdi bize bu ev." Annem başıyla onayladı. Kapıyı açtık, tam çıkıyorduk ki anneme döndüm ve
Remzi Abi'ye bunlardan bahsetmeyelim olur mu dedim.
Sustu. Boş boş bakmaya başladı.
Olur dedi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder