Çakal Bakkal'a girdiğimde içeride sadece dükkan sahibi Nurettin Çakal vardı. İsmiyle münhasır kişilik Çakal'ın yüzünde yine birini kazıklamış olmanın vermiş olduğu dayanılmaz hafiflik vardı sanki. Yüzüne "kaçak sigara var mı" der gibi baktım. O da bana "az önce bitti be güzel abim" der gibi baktı. Ben de ona " ne diyosun lan sen güzel abim falan" der gibi baktım. O da bana "abi ayıp ediyorsun, senin gibi yakışıklı bir abimize güzel abim demeyeyim de kime diyeyim" der gibi baktı.
Dükkandan çıktım. Her zaman Marlboro'nun doldurduğu pantolonumun arka cebindeki şişiklik yerini vücudumun neresinde olduğunu bilmediğim bir ego şişikliğine bırakmıştı. Yakışıklı olduğumdan zerre şüphe etmeden birkaç kıza yazıldım. Hiçbiri yüz vermeyince hatanın onlarda olduğuna karar verip mükemmelliğimi başka yerlerde yaşamaya gittim.
İş yerime girdiğimde ortalık çok karışıktı. Dosyalar havada uçuşuyordu. Patrona gidip noluyor diye sordum. "Gizli işlerimiz açığa çıkmış, dosyaları yakıyoruz, sen de yak bir şeyleri çabuk" dedi.
Ben de yakmaya başladım bir şeyler. Hem yakıyor hem de "Erdal Abi'nin dürüm dükkanında ne gizli işi" diye düşünüyordum. Hem bu dosyalar nerden çıkmıştı? Lokantada kağıt ne arıyordu? Bütün bu sorularla cebelleştiğim sırada aynı anda sırf birileri bir şeyler yakıyor diye sürü psikolojisiyle bir şeyler yakıyordum. Kendi kendime "En azından sürü psikolojisiyle gençliğini yakmıyorsun üniversite öğrencileri gibi" dedim. Toplumsal mesajımı vermiş olmanın vermiş olduğu rahatlıkla kağıt yakmayı bıraktım. Kendimi dışarı attım. Neden nazikçe çıkmadım bilmiyorum, üstüme gelmeyin, Türkçe'nin azizliği dostlarım.
Kahveye gittiğimde herkes bir noktaya odaklanmış bakıyordu. O noktanın televizyon olmasını anlamam uzun sürmedi. Van'da deprem oldu diyordu haberde. Sonuna kadar dinledim haberi.Üzüldüm ama içim sızlamadı, neden bilmiyorum.Belki de onları hayatımda daha önce görmediğim, Van diye bir yerin varlığını sadece Coğrafya dersinden bildiğim içindir. Kendime kızdım "neden acı çekemiyorum benimle alakası olmayan, hayatımda daha önce görmediğim insanlar için" diye. Bazen cevap sorunun içinde olur ya. Bu da öyleydi. Yine de kendimden tiksindim.Ta ki yanımdaki adam o iki kelimelik cümleyi kurana kadar:
İlahi adalet!
Kendime olan kızgınlığımın yerini o adama karşı olan nefretim aldı. Her insanın yaptığı gibi kendi eksiklerimi başkalarının eksikleriyle kapattım. Boşluğu daha büyük bir boşlukla kapatıyordum. Deliydim ben. Ama insanlar da çok akıllı değildi.
Bütün bunları düşünerek yatağa gittim. Rüyamda Van depremini, şehitleri gördüm. Boynumu büktüm. Özür diledim. Size yeterince üzülemedim dedim. İçlerinden biri çıktı ve şöyle söyledi:
Hiçbir şeye alınmadık da Facebook profil resmini Türk bayrağı yapmadın ya, ona çok darıldık.
O sözü duyunca rüyada olduğumu anlayıp kendime çimdik attım.
Uyandım.
Ya siz?
bebeyim harikasın
YanıtlaSilHocam yazı tam pişmemiş olsa da Ertuğrul Özkök'vari "Ya Siz?"li bir bitiriş beni benden aldı.
YanıtlaSilErtuğrul Özkök'lü yorum benim bu arada.
YanıtlaSilyskiyak
Hocam deyişinden anlamıştım zati
YanıtlaSil