31 Ekim 2011 Pazartesi

AMA AİLE İYİDİR

Eve girdiğimde saatler 17:00'yi, annem sofrayı gösteriyordu. Ben yemek yemeye başladığımda annem de evlilik programı izlemeye başlamıştı. Babam internetten gazete okuyordu. Eski, "kötü haber görünce gazeteye vurma alışkanlığı"ndan kurtulamadığı için laptopa güzel bir geçirdi.

"Noldu baba"

"Bak görüyor musun saatler geri alınıyormuş. Bu Akp kadar gerici bir parti görmedim. Onlar geldiğinden beri ramazanın 11 saatten 16 saate çıktığı yetmiyormuş gibi şimdi bir de kalkmış saatleri geri alıyoruz. İyice geri kalacağız batı medeniyetlerinden.

Neyse ki "baba neler diyorsun" demeye kalmadan babam ahı ahı diye gülmeye başladı da bir çocukluk travmasının eşiğinden döndüm.

Yemek bitti, televizyon izlemeye geçtik maaile. İzleyeceğimiz filmi her zamanki gibi seçimi bize bırakarak babam seçmişti. Nasıl oluyor demeyin, oluyor.

Burokbek Mounteyn isimli bir filmi izleyelim dedik konusunu bilmeden. Konusunu bilsek hiç izler miydik? Cd'yi taktık.Ve hayatımın en gerilimli dakikaları başladı.

Bilmeyenler için kısaca özetleyeyim filmi: Cinsel tercihi hakkında karar verememiş şapkalı adamlar. Evet, özet bitti.

Ben ki öpüşme sahnelerinde bile perdenin tüllerini bilimsel incelemeye tabi tutan bir insanım, bu filmde resmen perdeyi çekip dışarıyı seyretmeye başladım. Film bittiğinde iki komşumuzla kavga etmiş, bir çocuğa laf atmış, bir kıza el hareketi yapmış, ortalıkta mahalle sakini bırakmamıştım.

Babam gidişatı görünce filmin bitişi hızlı olmuştu. "Her gün film izliyoruz, biraz çıkıp hava alalım" diyerek aile üzerindeki gerginliği almaya çalıştı. Bir nebze de olsa başarılı olmanın verdiği coşkuyla "dondurma da alırız" dedi.

Dışarı çıktık. Hava tam sevgiliyle dışarı çıkıp gezilecek havaydı. Sorun şu ki sevgili bana çok uzak bir kavramdı. "Sevgililik nasıl olur" sorusunun cevabını arkadaşım Hüseyin'den alıyordum. O benim aşk hayatı menajerimdi. Bu menajerlik olayını abartıp kendine "Love Life Manager" diye kart bastırmasa iyi olacaktı ama neyse...

Neyse konudan uzaklaşmayalım. Dışarı çıktık. Kahramanmaraş'ın tek güzel yanını tatmaya gidiyorduk. Dondurma tatmaya. İçimizde sevinç, karşımızda Yaşar Pastanesi vardı.

İçeri girdiğimizde pastane çalışanlarının yüzünde en uğrak yer olmanın verdiği özgüven ve kibirlilik vardı. "Siz gelmeseniz de herkes bize geliyor yapraam" bakışıyla dışardan geçenleri süzüyorlardı. Aslında bu kadar böbürlenmelerinin bir anlamı yoktu çünkü sonuçta asgari ücret alıyorlardı. Aldıkları para Bim kasiyerininkiyle aynıydı. Üstelik Bim'deki ürünler daha ucuzdu ve kasiyerleri daha mütevaziydi.

O sırada aklıma geldi. Evet gidip Bim'den alışveriş yapmalıydık. Bu adamları daha da zenginleştirmemeliydik. Bu harika fikrimi babama açmaya karar verdim. Babama baktım. İkinci baklavasını yiyordu ve mutluydu. Sustum. Mutlu bir adamı mutluluğundan edecek kadar acımasız olamazdım. Kendi dondurmasını bitirmiş bir yandan da kardeşime "alıvereyim mi azcık şunun ucundan" diyordu. Kapitalizm çılgınlığı babamı da vurmuştu. Sabahları çocukları için çalışıp akşamları çocukları için mynette king oynayan adam gitmiş, parasıyla her şeyi alabileceğini düşünen, çocuğunun rızkına göz dikmiş bir adam gelmişti.

Çocuğunun dondurmasından bir parça isteyen babama böyle kötü sıfatlar yakıştırınca çok abarttığımı anladım ve kendimden utandım. Babam şüphesiz bu ailenin direği ve geleceğimizin teminatıydı. Bu yazıyı okuduğu gün bana para gönderecek adam da o değil miydi? Oydu di mi baba?

Yemekler bitmiş, babam hesabı istemişti. Lavaboya gitmek istediğimi söyledim. Ben tuvalete girerken babamın sesinin şiddetine bakarsak hesap da bize girmişti. İşim bitip çıkınca bizimkilerin arabada beni beklediğini gördüm. Arabaya bindim. Tam "Bu hükümet başımızda oldukça daha çok girer bize böyle" muhabbetine girecekken babam susturdu beni. Eve kadar sessizce sürdü arabayı.

Kötü başlayan gece kötü bitmişti. "Eee ne anladım ben bu işten" diyerek yatağa giderken tek bir olay bütün gecemi değiştirdi.

İki kardeşim birden yatmadan önce pijamalarıyla gelip bana sarıldı. İyi geceler abi dediler. İki dakika önce lanetler savurduğum hayata şimdi umutla bakıyordum. Çünkü bir ailem vardı.

Şimdi sizden uzakta, burda, gurbette yaşıyorum. Ama sana bir şey söyleyeyim mi baba? Ne yaşadığımdan bir şey anlıyorum, ne sevdiğim insandan. Karşılıksız bir tek ailesi severmiş ya insanı, karşılıksız sevilmeyi unuttum ben. Her sevenin bir beklentisi var. Hiç olmazsa sevilmeyi bekliyor insanlar. Büyük şehir büyük umutlar, büyük hayal kırıklıklarıyla dolu baba.

Velhasıl-ı kelam özledim sizi. Annemin yemeklerini, Alper'le oturup konuşmayı, Nisa'nın söylediği cümlelerdeki tutarsızlığı özledim.

En çok da seni özledim baba. Verdiğin öğütleri, beni bıkmadan dinlemeni, sohbetlerimizi, her defasında sevildiğimi hissettirmeni özledim.

Son olarak baba şunu söylemeliyim ki;

Yurda en yakın banka Ziraat.











6 yorum:

  1. Bugünleri de mi görecektik. Senin için bilet bile aldım la. Taaa aşti'ye metroyla giderek hemi de. Son paramı verdim ben senin için metroya, senin için yürüdüm metrodan evimeee.

    yskiyak

    YanıtlaSil
  2. Seni demiyorum boolum, sen bambaşkasın. Aileden sayılırsın.

    YanıtlaSil
  3. Yapma boolum, yazıda gözardı edilen iki unsur var. Beni de aileden saydığına göre ikisi de aile içinden ama göz ardı edilmiş. Biri malum ben, ki önemli değil, alıştım insanlar tarafından göz ardı edilmeye. İkincisi, ki bu çok önemli bence, anne faktörü. Yazıda göz arddilen en önemli faktör. Ayrıca; ...

    Neyse burada olmaz, anlatırım geldiğinde, esaslıca.

    YanıtlaSil
  4. Anne faktörüyle ilgili ayrı bir yazı yazacağım, kaç gündür aklımda yazıya dökemedim. Anne candır.

    YanıtlaSil
  5. O zaman diğer yarım kalan faktörü de unutma bence. Yani öyle bir faktör mevcut ise.,

    yskiyak

    YanıtlaSil