20 Ekim 2011 Perşembe

DELİYE ÇIKMIŞ'IN FIRTINALARLA BEZELİ HAYATI

Bir zamanlar bir kız sevmiştim. İsmi lazım değil. Hem "lazım" diye isim mi olur allasen?

Kızın doğum günü yaklaşmıştı. Onu etkilemek için doğum günü münasebetiyle hediye almaya gittim. Dükkana girdim. Satıcıya bir şeyin fiyatını sordum. 25 TL deyince "Başka yerde 20 TL idi" dedim kurnaz gibi. Adam "Bu daha kalitelidir, bu daha süperdir, bu var ya bu ohoo neler yapar neler" diye malını övmeye başladı. Ben "20" dedikçe o "bu var ya" diyordu. En son adam kendi malını övmesinden öyle etkilendi ki "harbiden ne muhteşem şeymiş lan bu" deyip evine götürdü.

Evde çok düşündüm. Ne yaparım, ne ederim diye. Düşüncelerle geçen günler sonunda kızın sevgilim olmasına karar verdim. Kararımı veto etti. Ben de ona küfür ettim. O da abisine şikayet etti. Abisi dövmeye gelince tövbe ettim.Abisi tövbemi veto etti. Abi kardeş tarafından veto edilince sinirlenip "Sezer çocukları" dedim. Alındılar. Abisi ağzımı burnumu dağıttı, fakire fukaraya.

2.Bölüm

Ben bu olaydan sonra 40 gün inzivaya çekildim. Çıkınca bilge olurum sanıyordum olamadım. Bunun sebebinin, inzivaya anneannemin köyünde çekilmem olduğu sonucuna vardım.

Anneannemin köyünde ismim deliye çıkmıştı. "Deliye Çıkmış" takma adını kullanmamın sebebi artık bulunmak istemememdi. 40 gün sonunda anneannemin buram buram kanepe ve yorgan kokan evinden çıktım ve insanları bilinçlendirmeye çalışmaya başladım. İlk durağım gayet kalabalık olan salı pazarıydı.

Kalabalığa "Hepinizi ben yarattım" diye bağırdım. Küfürler, yuhlamalar havada uçuştu.

Kalabalığa "Hepinizin kuluyum" diye bağırdım. Beni bağırlarına bastılar.

Hay ben sizin gibi kalabalığın dedim. Kalabalığın iyi bir şey olmadığını anladım. Biraz da tek takılayım dedim. Yalnız kaldıkça olgunlaştım. Olgunlaştıkça farklılaştım, farklılaştıkça ünlendim. Ünlenince de kitleleri peşimden sürükledim. Bu lanet iş bir paradoks gibi ilerliyordu. Kitleler bensiz kalamadıkça ben de yalnız kalamıyordum.

3. Bölüm

İnternette haberleri okuyordum. Artık ünlü olmuştum. Televizyonlarda boy boy fotoğraflarım çıkıyordu. Genelde "deli mi dahi mi" yazıyordu fotoğraflarda. İkisi de değildim. Yalnızca diğerlerinden daha farklı bir yol izlemiştim.

Bilgisayarı kapatırken "güncelleme yapılsın mı" sorusuna "Son günlerde çok güncelleme yapılıyor bizimki eksik kalsın" diyerekten "Hayır"a bastım. Evden çıktım.

Eşofmanlarımla Bim'e gittim. O sırada onu gördüm. Sırma gibi dişleri ve bembeyaz saçları ile "bu kıza nasıl aşık oldum ben" dedirtiyordu. Ama ben de eşofmanlıydım. Eşit sayılırdık.

Merhaba dedim. Duymazdan geldi. Özür dilerim dedim. Cevap vermedi. Bana baksana dedim. Bakmadı. Dönüp gitti. Arkasından bakakaldım.

Hiç kaale alınmamak mı yoksa sevdiğiniz kızın sizi Bim'de görmesi mi? Hangisi daha acı vericiydi, bilemiyordum.

Eve gittim. Anneme sarıldım. Beni bu dünyada seven tek kadına. "Kimler üzdü benim oğlumu" dedi. Cevap vermedim. "Ben sana şimdi mandalina soyarım, yersin bir şeyin kalmaz" dedi.

10 dk sonra bir tarafımda mandalina bir tarafımda Dost Yoğurt vardı. Hayatımın anlamını bulmuştum.

Hayatımın devamı için bir kadına ihtiyacım olmadığı olgunluğuna erişmiştim.

Ve bu, bir erkeğin erişebileceği en yüksek noktaydı.





3 yorum:

  1. Dost Yoğurt ve mandalina hayatın anlamı için yeterli bileşenleri oluşturamaz. İsviçreli bilimadamlarının yaptıkları deneylere göre Le Cola'nın bu açığı kapattığı görülmüş.

    YanıtlaSil
  2. Yazılarınızı çok beğendim, kaleminize sağlık. Devamını sabırsızlıkla bekliyorum...

    YanıtlaSil
  3. Bu arada adsız bir ben değilim abi söylüyümde okuyunca ben bile bana benzettim ama...

    YanıtlaSil