26 Nisan 2013 Cuma

TOTALLY TOTALİTER

"Suçun olmadığı bir dünya sapıkça bir hayalden ibarettir"

"Başım ağrıyor."

"Ne dedin?"

"Başım ağrıyor."

"Şaka yapıyor olmalısın. Bayağı klişe bir şaka hem de."

"Hayır, başımın ağrıdığını hissediyorum."

"Bu olamaz. Yani biliyorsun değil mi? Bu olamaz."

Kimle konuştuğunu anlamak için yukarı baktı. Yaşlı ve sevimsiz bir tipti karşısındaki. Kendisini anlamaya çalışan bu sevimsiz adama gülümsedi ve yolun ortasına kustu.

Adam kendisine garip garip bakıyordu. Ne yani dedi kahramanımız, hadi ona X diyelim. 

Ne yani dedi X. Hiç kusan birini görmedin mi?

Görmedim dedi adam. Çünkü bu mümkün değil. Hükümet kusmayı durdurdu.

Kahkahalara boğuldu X. Kusmayı nasıl durdurabilirsin ki dedi. Yasakladılar mı yoksa? Tekrar gülmeye başladı.

Hayır dedi adam. "Gerçekten bilmiyor musun?" Sonra birden çok dehşet verici bir şey görmüş gibi yüzü kaskatı kesildi. "Sen de onlardan birisin değil mi" dedi. "Lütfen bana bir şey yapma, karım ve çocuklarım var".

Kimler, neden bahsediyorsun sen be adam dedi X. "Hiçbir kimseden değilim ben. Hiçbir şey hakkında en ufak bir fikrim yok."

"Hiçbir şey bilmiyorsun. Daha doğrusu hatırlamıyorsun. Bu da senin eskiden ya azılı bir muhalif, ya da hükümetin adamı olduğun anlamına gelir."

Bunların hangisinin daha kötü olduğunu bilemiyorum, dedi X gülümseyerek.

Adam bu söz üzerine birden ayaklandı, ürkek hareketlerle X'ten uzaklaşmaya başladı. Otur şuraya dedi X. "Eğer söylediğin gibi biriysem sana neler yapabileceğimi biliyorsundur. Ama doğru söylüyorsun. Hiçbir şey hatırlamıyorum. Bildiğim tek şey gözümü bu kaldırımda açtığım ve başımın çatlayacak gibi ağrıdığı. Ve sen bana her şeyi anlatacaksın"

*

"Önce hükümet vardı. Hep hükümet vardı. Hep hükümet olacak. "O", varlığımızın tek garantisidir. İnsanlar ölür ama "hükümet" kalır. Hükümet bizim için her şeyi yapar. Bizim hiçbir şeyi düşünmemize gerek kalmaz. "O" olmazsa biz de olamayız. "O" düşmanlarımızın gönlüne korku salacak, dostlarımızın gönlünü ferahlatacaktır. Hükümet tek gerçektir. Tek gerçek olacaktır..."

Bu Hükümet Marşımız. Devamı da var ama sen olayı anlamışsındır. Hükümetimize bağlılığımızı belirtmek için her gün bunu 5 kere okuruz.

Yaşın 40-45 gibi görünüyor. Öyleyse sen henüz bebekken yeni bir uygulama başlattı hükümet. O zamanlar hükümet gelip geçici bir şeydi. Halbuki o fikir bize artık ne kadar da uzak..

Ülkemizde çok suç oluyor dedi hükümet. Buna karşı hükümetiniz olarak bir çip geliştirdik dedi. Bütün vatandaşlarımızın çip sayesinde yerini tespit edeceğiz. Herhangi bir suç olduğunda failini hemen tespit edebileceğiz.

Çok sevindik bu duruma. Hükümetimiz suçu bitiriyordu. Yavşak muhalifler ise insan haklarından, özgürlüğün bok püsüründen bahsediyorlardı hala. Biz ise hiç suçun olmadığı bir dünyanın hayalini bile mükemmel buluyorduk.

İlk önce büyük suçlar bitti. Katiller, tecavüzcüler, gangsterler, hırsızlar... Sonra diğerleri teker teker onları izledi. Bütün insanlık temizleniyordu. İnsanlık ruhu tekrar oyundaydı. Zafer bizimdi.

Refah için özgürlüğü terk etmiştik. E o kadar da olsun canım..

**

Teknoloji çok hızlı gelişti. Kansere kesin çare bulundu. Sonra AIDS'e.. Birer birer bütün hastalıkları dize getirdik. Bir gün hükümet yeni projesiyle geldi:

"Teknolojimizin son geldiği noktayı duyunca çok sevineceksiniz sevgili vatandaşlarım! İşte müjdeyi veriyorum: Seçkin bilim adamlarımız havaya direkt etki edecek suni bir gaz üretti, bütün atmosfere onu aşılayacağız, böylece bir daha hiçbiriniz bir daha havadan herhangi bir hastalık kapmayacaksınız."

Seçkin diyordu, bilim adamı diyordu, hastalık olmayacak diyordu. Olmadı da. Başının ağrımasına o yüzden şaşırdım. Çünkü baş ağrıması olayını en son duyduğumda hala orta yaş krizindeydim.

Hükümetimiz bir kez daha doğru olanı yapmıştı. Hükümet başımıza gelmiş en güzel şey olmalıydı. 

Hepimiz sevine sevine gittik, onay verdik bu değişime. Halk mutluydu, insanlar mutluydu. Muhalifler ise mutsuzdu. Hiçbir zaman herkesi mutlu edemezsin zaten.

Sağlık için oksijeni terk etmiştik. E o kadar da olsun canım..

***

Bir süre sonra bazı insanlar hükümete karşı ayaklanmaya çalıştı. Oksijenimizi alamazsınız dediler, özgürlüğümüzü alamazsınız dediler. Birkaç tanesi ciddi ciddi hükümete zarar vermeye başladı bu isyanların. Hükümet de bir gün sıkı yönetim ilan etti. Bundan tam 12 yıl önceydi. Hala o sıkı yönetim bitmedi...

Devletimize karşı ayaklanmalar var dedi hükümet. Can güvenliğinizi korumaya çalışıyoruz dedi hükümet. Benim de muhalif arkadaşlarım vardı, onlar da sürekli bana hükümetin kötülüklerinden bahsediyordu ama hükümet bana hiç kötü bir şey yapmamıştı ki. Hasta olmuyordum, kapımı kitleyerek yatmak zorunda değildim, her köşe başında birinin saldırma ihtimali ile yaşamıyordum. Kaos yoktu, karışıklık yoktu..

Hükümet örgütlenmiş muhaliflere karşı örgütlenmiş gizli polisler oluşturdu. Onlar her yerde olabilirdi. Arkadaşınız, dostunuz gibi davranır; hükümete karşı küçük bir eleştirinizde sizi hapse atarlardı. Devletin bekası için bunun gerekli olduğuna inanmıştık. Çoğunluğun iyiliği için. Hepimiz küçük evlerimizde küçük mutlu inananlar olarak hükümetimize tapıyorduk. İçimizde en çok inananlar, en çok itaat edenler bazı hediyelerle ödüllendirilirdi. Hükümet aradığımız her şeydi. 

Tamam insanlara güvenemiyordunuz. İstediğiniz şeyi söylemiyordunuz. Ama sağlıklı ve güvenli bir şekilde yaşıyordunuz. Bu yetmez miydi? Bana göre yeterdi. Çünkü hükümete göre yeterdi.

Artık muhalif arkadaşım kalmamıştı. Bazılarını polisler ifşa etmiş, bazılarını ben ispiyonlamıştım. Hayatımı hükümetin korumasında tamamen mükemmel bir şekilde yaşıyordum. Mutluydum.


****

2 yıl sonra hükümetin önünde yeni bir sorun çıkmıştı. Vatandaşlarına, bizlere duyurdu hükümet başkanımız:

"Biliyorsunuz ki dünyaca ekonomik bir krizin eşiğindeyiz. Ekonomimiz yeni bir kriz karşısında dayanabilecek durumda değildir. O yüzden siz vatandaşlarımızın mağdur olmaması için "tasfiye" yöntemini başlatıyoruz. Bundan böyle herkes ekonomi için 2'şer saat fazladan çalışacak. Çalışmayanlar, aylaklık edenler en ağır şekilde cezalandırılacak. Fiziksel veya zihinsel bir problem yüzünden çalışamayan vatandaşlarımız ise "hazırdan yiyici" konuma geldiklerinden, "tasfiye" edilecek. 80 yaşını bulan her vatandaşın, devlete vereceği zarar faydadan çok olacağı için... bu vatandaşlarımız da devletin bekası için tasfiye edilecek. Böylece hükümetimiz vatandaşının ölüm tarihini de belirleyerek ölüm korkusu gibi boş korkularla yüreğinizi doldurmanıza engel olacaktır. Her şey basit ve kesin olacaktır. Hepiniz mutlu olacaksınız. Bütün insanları mutlu etmenin, yeryüzünde cenneti inşa etmenin tek yolu bu biliyorsunuz. Farklılığa izin verirsek, mutsuz insanların mutlu insanları mahvetmesini izleriz. Yıllarca hükümetler böyle yaptılar. Onca tartışma, kavga, kıyamet... Oysa tek bir güç altında yaşayan, tek bir güce inanan insanlar hem huzuru hem mutluluğu bulacaktır. İnsanı inşa etmeden mutluluğu inşa edemezsiniz. Sizi inşa ediyoruz bayanlar,beyler. Teşekkürler."

*****

Şimdi dedi adam, X'in ona hüzünle bakan gözlerine bakarak, ben 79 yaşında bir ihtiyarım ve yüce hükümetimizin beni gelip alacağı günü bekliyorum. "Hükümet" şahidimdir, iyi işler yaptım. Onun sadık hizmetçisi oldum. Ona taptım. Ve o da bana istediğim hayatı verdi. 

X tek bir soru sordu:

Pişman değil misin?

Değilim tabii ki. 

X belini yokladı. Sabahtan beri beline ağrı yapan bir şey hissediyordu. Belinde bir bıçak olduğunu hissetti. Hızlı bir hamleyle çıkarttı ve adamın boynunu bir baştan öbür başa kesti. Adam kan içinde can verirken X sakince kanları temizliyordu.

Çipten yer tespiti yapan polisler birden etrafını sardı. İlk defa bir cinayet gören yüzlerce insan oraya toplandı. X bir kaç tane polisi yaralamayı başardı. Bir yandan bıçakla kendini koruyor, bir yandan da bağırıyordu.

İnsanlara bağırıyordu. 

Özgürsünüz. Özgürsünüz. İstediğinizi yapmakta özgürsünüz!!!

En sonunda 2 kurşunla durdurulabildi.

20 yıldan beri yaşanan ilk cinayetti, 79 yaşındaki işe yaramaz, tasfiye edilmek üzere olan bir moruğun öldürülmesi...
******

Topluluktan biri yanındaki arkadaşına baktı. Yıllardır ondan hoşlanmıyordu. Aklına hiç onu öldürebileceği gelmemişti. Bunun iyi mi kötü mü olduğunu da bilmiyordu. Sadece o adamı öldürebileceği fikri hiç aklına gelmemişti. Hükümetin onu hissizleştirdiğini ilk defa fark ediyordu. Hayatından mutlu olmadığını ilk defa fark ediyordu. Özgür olmadıkça hayatındaki hiçbir şeyin anlamlı olmadığını ilk defa fark ediyordu. 

Polislerden birinin silahını kaptı. Önce arkadaşını vurdu sonra rastgele polislere ateş açmaya başladı. Kahkaha atıyordu. Hayatında ilk defa mutluydu. 

İnsanlar ilk defa kahkaha atan bir insan görüyordu. Ne olduğunu anlamıyorlardı ama adamın mutlu olduğunu anlayabiliyorlardı. Ve bu topluluk mutluluğa koşulluydu. 

Topluluğun hepsi polislere saldırmaya başladı. Silahlarını aldılar, onları öldürdüler. Sevmediklerini öldürdüler. Sevdiklerini öldürdüler. Öldürdükçe yaşıyor, yaşadıkça öldürüyorlardı.

İlk defa özgürlerdi. İlk defa mutlulardı. 

Çoğunun son duyduğu söz, X'in son nefesini verirken söylediğiydi:

"Hissedin dostlarım, yaşamayı hissedin."






7 yorum:

  1. 1- Ben ölümden değil hayatın idamesinden bahsediyorum. Ütopyalar tam olarak hayatla ilgili ve sınırlıdır. Ölüm sonraki olası hayat bir istisna.

    2-Ütopyaları sıralamak falan değil aslında yaptığım. Bunların hepsi tek bir distopya sayılır. Ancak gerçekten, o kadar da uzak değiliz buna. İnsanoğlu daha kötüsünü de yaptı, eline geçse (teknoloji veya başka bir araçla) bunu da yapacaktır.

    3-Sıkıyönetim'i farklı algılıyoruz diyelim. Farklı şeylerin korunmasına önem veriyoruz. Bakış açılarımız farklı olduğu için gördüklerimiz de farklı oluyor. Yine de benim bahsettiğim "bu" sıkıyönetim değildi, bilmeni isterim.

    4-Bir 12 sene sonra, aykırı sesler, öncesine göre daha kısık çıkmazsa şayet, sana hak vereceğim. Bunu bana hatırlat :)

    Teşekkürler Türkiye!

    YanıtlaSil
  2. Güzel kurgulanmış ve sürükleyici bır yazı olmuş. Bence de yazılanlar ihtimal dahilinde olan şeyler, uçuk olduğunu düşünmüyorum - Black Mirror dizisinin bır bölümünü izlemiş gibi okudum. Izlemediyseniz tavsiye ederim

    YanıtlaSil
  3. Black Mirror, neden İngiliz milletinin dünya üzerindeki bir numaralı millet olduğunun kanıtıdır. İzledim ve sonra izleyen herkese whatsapp'tan domuz resmi yolladım. Siz de arkadaşlarınızla deneyebilirsiniz. Ücret yok, bekleme yok! Sadece bir kaç olası arkadaş kaybı ve bol bol kahkaha...

    Bizimle kalın.

    Teşekkürler yorumunuz için.

    YanıtlaSil
  4. yok yazılanlar zaten neredeyse yaşadığımız şeyler örneğin kısıtlanmışlığımızdan neleri yapabileceğimize dair bir fikrimizin olmaması. en azından ben size gösterebilirim bunu kendi hayatımda. bunların toplumun tümünde yaşanma ihtimali de oldukça yakın ve olası. bu yüzden bence black mirrora benziyor yani black mirror gibi aslında çok reel.
    ben bunun bir sistem eleştirisinden çok insan eleştirisi olmasını umarım.
    asıl eleştiri ise şurada
    distopyalar çok birbirine benziyor. bunun sebebi siyaset alanında hayal gücümüzün kısıtlı olması olabilir. hep bir özgürlüğün sınırlandırılmasına dair uç örneklerle sürdürülüyor anlatım. ve distopyalar genelde hayatın tamamını kapsayamıyor. hep siyasi olan hayatla ilgili olanın kurgusunu bozuyor; onu(hayatı) bırakmıyor ki siyasi olana rastlasın ve daha doğal bir sahne yaratılsın. bunun için zannediyorum distopyadan zevk alan birisinin distopya yazması gerekir. yani o dünyada yaşamayı isteyen birisinin veya o dünyada yaşadığını zanneden, bunun farkında olan birisinin. bunun aksi durumlarda distopyalarda hep bir zalimce eleştiri oluyor. distopyaların zalimliğinin insaniliği vardır. nietzschenin dediği gibi bir insan nasıl olur da insani olmayan bir şey yapar. bu yüzden her distopya bir çözümdür. bir yaşam biçimidir. nazizm modern bir yaşam şeklidir mesela. sonuçta bu yönü eksik sanıyorum hikayenin. ama özgürlükçü pencereden bakan birisi için olması gerektiği gibi. sonuçta yetersiz.
    bu arada über alles Deutschland
    seviniyorum senin gibi uğraşanları görünce

    YanıtlaSil
  5. Ulan yalnız 12 yıl önce gelen sıkıyönetim mevzuu ile ilgili yorum yaptığında 27 Nisan'mış. O günden bu güne neleeeerrr değişti...

    YanıtlaSil
  6. Sighma'yı anımsattı nedense...

    YanıtlaSil