9 Mart 2013 Cumartesi

TWIST AGAİN

Avukat Kemal sırılsıklam ıslanmış bir halde müvekkilinin malikanesine girdi. Şapkasını ve paltosunu çıkardı. Kendisini karşılayan hizmetçiye "epey yağıyor ha" dedi. Hizmetçi başıyla onayladı ve avukatın kıyafetlerini ahşap askılığa astı.

Müvekkili Nedim Bey onu karşılamak için çoktan hole çıkmıştı. Kemal hem müvekkili hem dostu olan Nedim'e gülümsedi ve "askılığın da senin gibi ahşaptan" dedi. Karşılık olarak "senin de esprilerin de aynı senin gibi, tatsız" cevabını aldı. Sarıldılar. Nedim, Kemal'i odasına buyur etti.

Meselemiz nedir dedi Kemal. Yine sana hakaret eden bir seçmeni tutuklatmak mı istiyorsun? Yoksa milletvekili kimliğin yüzünden kimseye kin beslememen gerektiğini henüz anlayamadın mı?

Nedim bu dokundurmayı anlamazlıktan geldi.

Seçmenlerim benim kardeşlerimdir. Ve ben kardeşlerimi sevmem. Ama hayır, siyasi bir mevzu için çağırmadım seni. Bu daha kişisel.

Seni dinliyorum Nedim.

Karım beni aldatıyor.

*

Avukat Kemal o sırada ağzına attığı lokumu zor yutkundu. Sonra beceriksizce bir şeyler söylemeye çalıştı. Uzun bir sessizlik ardından ağzından bir kaç kelime çıkabildi: 

Boşanmak mı istiyorsun?

Hayır, işler bundan biraz daha karışık. Birazdan eve gelecek olan kişi bütün karanlık perdeyi aydınlatır diye umuyorum. O gelene kadar ben sana durumu anlatayım. 

Biliyorsun iktidar partisinin milletvekili olmak çok büyük bir sorumluluk. Ancak aynı zamanda büyük de bir rahatlık. Partice alınan kararlara itiraz etmezsen ve hiçbir konuda aykırı ses çıkarmazsan bakan bile olabilirsin.  Tabii sen bunları zaten biliyorsun.

Bu işin tek kötü yanı "zaman bulamamak". Ne kendin için ne de yakınların için. Kadınlarla sürekli ilgiliymiş gibi görünmezsen, ne kadar kısa sürede senden vazgeçebileceklerine inanamazsın. O yüzden söyledikleri her şeyi sanki umursuyormuş gibi dinlemeli, sanki çok mantıklı ya da gerekli bir şey söylüyormuş gibi davranmalısın. Yoksa işte gördüğün gibi benim durumuma düşersin. Karın bir boşluğa düşer ve başka bir adamın altına yatar. Boşluğa düşmek.. O ne demekse? Bana böyle diyor biliyor musun? Boşluğa düşmüş.

Çalıştığı işyerinden bir adam varmış Nazım diye. Onları birlikte gördüm, yani şey yaparken,anlarsın ya. Gördüm ve kanıtlayamıyorum. Bütün seçim kampanyamı "aile babası" ve "güvenilir" duruşumla yürüttüm. Karımdan ayrılırsam halkın gözünde karısını bile elinde tutmayı becerememiş bir adam olurum anlıyor musun? 

Halkın gözünde.. Halk.. Allah'ın belası bir boktan anlamaz müsveddeler!  

Nedim sakin ol!

Tamam, peki. Tüm dertlerim bununla da bitmiyor. Bir de birazdan gelecek olan konuğumuzla ilgili de sorunlarımız var.

Allah aşkına kim bu adam söyler misin?

O sırada kapı açıldı. İçeriye orta yaşlı, yakışıklı bir adam girdi. Şapkasını çıkarıp ikisine birden selam verdi. 

Nedim Bey bu iki adamı tanıştırdı.

Kemal Bey, bu Nazım Bey. Nazım Bey, bu da Kemal Bey.

**

Avukat Kemal artık ne söyleyeceğini bilemez halde bu iki adama bakıyordu. Ağzından bir kaç kelime çıkabilmesi bir kaç yıl almıştı sanki. Neden sonra toparlandı ve konuşabildi:

Eskiden hikaye yazardım biliyor musunuz? Öyle ahım şahım şeyler de değil ha. Çocuk eğlencesi. Hikayelerin ortak özelliği hepsinin şaşırtıcı bir sonla bitmesiydi. Şu yabancıların twist dedikleri şey. Şimdiye kadar hep böyle hikayeler yazdım ama bu, beni bile şaşırttı.

Nazım Bey avukatın sözlerinin bitmesini bekledi ve biter bitmez ona bir soru yöneltti:

Peki Kemal Bey cennete giden siyasetçinin hikayesini bilir misiniz?

Maalesef Nazım Bey.

Ben de bilmem. Öyle bir hikaye yok çünkü öyle bir siyasetçi yok.

Nedim Bey yerinde huzursuzca kıpırdandı. Nazım ona dönüp;

Huzurunu bozmak istemedim. Aslında karı-koca ikinizi de tatmin etmek isterim.

Kemal bu söz üzerine hiddetle ayağa kalktı. Bu ne terbiyesizlikti? Bu adam buna nasıl cüret edebiliyordu? Ancak Nedim, Kemal'e eliyle koltuğu gösterdi, oturmasını istedi. Nazım konuşmaya devam etti:

Şimdi kaset konusuna dönersek...

Ne kasedi?

Yapma Nedim! Yoksa avukatına kasetten bahsetmedin mi? Heyecanlanma koca oğlan. Benim bir avantajım olmadan karısıyla yattığım bir herifin evine geleceğimi mi zannediyorsun?

Şantaj diyorsun?!

Ben asla öyle bir kelime kullanmam. Sadece... eğer karısıyla yattığınız adamın arkası sağlamsa sizin de bir kaç önlem almanız gerekiyor.

Avukat Kemal gözdağı vermeye başlıyordu:

Seni bu yüzden dava edebiliriz biliyorsun değil mi? Şantaj büyük bir suçtur.

O zaman kasedi yayınlarım. Ve ben hapsi boylarken müvekkilin bütün ülkeye rezil olur. Hem benim Türk adaletine inancım tam. Nice insanlar ne suçlarla gelip beraat aldılar.

Gözdağı devam ediyordu:

Hukuk iktidarın fahişesidir derler, iktidarın kimde olduğunu unutma!

Nazım'ın cevabı ise oldukça umursamaz ve çarpıcıydı:

İktidarın hukuku becerdiği doğru, fakat işin sonunda para ödediğini zannetmiyorum.

Avukat Kemal'in güvendiği gözdağına karlar yağmıştı.

***


Nazım büyük bir kararlılıkla, hiç korkmadan soruları cevaplıyor, avukatın hiçbir çeldirici sorusuna düşmüyordu. Dakikalar saatlere dönüştü. Saatler saatlere karıştı. Sonunda avukat konuşmayı bıraktı. Sıra Nazım'daydı:

Şu hikayeyi bilir misin acaba? Zamanın birinde şehir şehir gezip hikaye anlatan bir adam varmış. Bu adam anlatacağı her şeyi rüyasında görür, uyanır uyanmaz bir yere yazar, ahaliye anlatır ve ona göre para alırmış. Hikayeleri birbirinden güzel, birbirinden acayipmiş. Mesela hikayelerine göre uyuyan güzele cadı büyü falan yapmamış, aslında uyuyan güzel kendi isteğiyle güzellik uykusuna yatmışmış. Sadece uykusu biraz ağırmış. Bu tarz şeyler. Olaylara bambaşka bir bakış açısı varmış bu adamın çünkü bir insan rüyasında normalde olmadığı kadar zekidir.

Bölüyorum ama bunun olayımızla ne ilgisi var?

Şimdi oraya geliyordum. Adam hep rüyalar görmüş, hep hikayeler anlatmış. Ancak bir gün diğerlerine benzemeyen bir rüyaya dalmış. Rüyada kendisini uyurken görüyormuş. 7-8 yaşlarında bir kız onu uyandırmaya çalışıyor ama kendisi uyanmıyormuş. Rüyadan uyandığında kendine kızmış adam. Bugün anlatacak hikaye çıkmadı diyormuş. Ancak bu rüya henüz başlangıçmış. Ondan sonraki her gün rüya kendini tekrarlamış. Hep aynı sahne, hep aynı kız...

İyice beş parasız kalmış adam. Artık eve yemek götüremeyince karısı da 1 yaşındaki bebeklerini ona bırakarak terk etmiş. Elinde bebek, meteliğe atacak kurşunu bile olmayan bir adam olmuş. Son çare ellerini açmış semaya adam, dua etmiş. Tanrım lütfen, mesleğimi bana geri ver. Bunun için her şeyimi veririm tanrım, lütfen rüyalarımı geri ver.

O gece uyuduğunda yine eskisi gibi acayip bir hikaye görmüş. Her şey yoluna girmiş. Tekrar para kazanmaya başlamış.

6-7 yıl geçmiş aradan. Adamın kızı artık babasına ev işlerinde yardım edebilecek kadar büyümüş. Bir gün rüyalarını anlatıp parasını kazanan adam işten eve döndüğünde kızını evde bulamamış. Her yeri aramış, bütün kasabaya haber salmış, sonuç yok.

O gece yorgunluktan bitap düşüp uyuyakaldığında yine o yıllar önceki işini baltalayan rüyayı görmeye başlamış. Ama fark etmiş ki kendisini uyandırmaya çalışan kız başından beri kendi kızıymış. Adam kaç rüyadır yapmadığı şeyi yapmış ve kızın kendisini uyandırmasına izin vermiş. Kız babasına rahatsız edici bir şekilde gülümsemiş ve şu cümleyi kurmuş:

"Baba uyan, yoksa beni götürecekler."

Evet, bu hikayeden ne öğrendiniz bayım?

****

Hem Kemal hem de Nedim boş boş gözlerle Nazım'a bakıyordu.

Bu hikayede olsak dedi Nazım, ben ilk başta kızın dürtmesiyle uyanırdım. Siz ise, işte bu adam gibi hem kızınızı kaybederdiniz, hem de geçim kaynağınızı.

"Bir dakika, bir dakika şimdi kızı kim götürdü, ben hiçbir şey anlamadım" dedi Kemal.

Bakman gereken yer orası değil, önemli olan o değil anlamıyor musun? Ama illa merak ediyorsan ben hep şöyle düşünmüşümdür. Adam Tanrı'ya dua ettiğinde her şeyimi veririm diyordu. Tanrı da her şeyini aldı işte.

Saçmalık. Yani kızı Tanrı mı aldı? Kadın İsa vakasıyla mı karşı karşıyayız?

Yanlış tarafa bakıyorsunuz. Orda para kazanmanın kolay yolunu bulduğu için başka işler yapabileceği halde o iş için, yorulmadan yaşamak için her şeyini verebilecek bir adam var. Ama hepimiz biliyoruz ki öyle bir hayat yok. Kral da olsa soytarı da... Yorulmak için doğuyorsun.

Siz politikacılar, milletvekilleri ve her ne boksanız... Yaşamanın en kolay yolunu buldunuz. Başkalarını kandırarak, onların sırtından geçinerek yaşamak.

Nedim Bey bakın. Siz beni buraya avukatınız yanınızdayken bir anlaşma yapalım diye çağırdınız. Kendinizi kurtarın da halkı becermeye devam edin diye. Karınızla yatan bir adamı çağırdınız buraya farkında mısınız? Normal bir insan beni öldürürdü. Ya da en azından kalıcı bir hasar bırakırdı. Ama siz yapmadınız. Çünkü karınız, kariyerinizden önemli değil. Bu bence dünyanın en rezilce şeylerinden biri ve siz de dünyanın en rezil adamlarındansınız.

İktidar hırsı, para hırsı... Hepsi boş. Ölüm bütün insanlar için var. Tabii bizim için değil. Çünkü biz hikaye karakterleriyiz.

Ne saçmalıyorsun sen be?

Hepimiz o anlattığım hikayedeki adamın rüyasında görüp anlattığı hikayelerden sadece birindeyiz. İnanmıyor musunuz? Umrumda değil. Hikaye bittiğinde biz de biteceğiz. Hiç kimse kısa süreli bir "acaba bu adamlar sonrasında ne yaptı" diye düşünmekten başka bir şey yapmayacak. Kimse bu hikayenin devamını yazmayacak. Hiçbir zaman ölmeyeceğiz, ya da aşık olmayacağız. Çünkü hikayede yok. Ve çünkü hikaye bittiğinde karakter de biter.

Ama ben hikayedeki bölümümü iyi oynamaya kararlıyım. Şimdi bu kasedi direkt bütün büyük kanallara yetiştiriyorum. En azından bir kötülüğü sileceğim bu hikayeden. O meşhur deniz yıldızı hikayesinde denildiği gibi ha?

"Onun için fark etti"

Görüşmek üzere.

Nazım ayağa kalktı, kapıya doğru yürüdü. Ve sonra sanki birden aklına bir şey gelmiş gibi arkasını döndü:

Kemal Bey siz sonu şaşırtıcı biten hikayeler yazıyorum demiştiniz. O iş nasıl bitti? Şaşırtıcı mıydı?

Kemal Bey gülümsedi:

Son bir hikaye yazdım Nazım Bey. Hikayemde bunun son "sonu şaşırtıcı biten hikayelerden" olacağını imgeledim. Hikayenin sonunda da hiç şaşırtıcı bir şey yapmadım. Sözümü tuttum.

O zaman umarım güzel bir hikaye olmuştur dedi Nazım Bey.

Umarım dedi Kemal.



2 yorum:

  1. Yeni bir tarz ama yine "twist"in etkileri -yokluğu ile de olsa- devam ediyor. Buna rağmen "İyi olmuş, güzel olmuş" diyorum. Tebrikler.

    YanıtlaSil
  2. Herşey Oliver Twist'i google'a yazmamla başladı. Hiç bu kadar şaşırmamıştım, buna benzer bir hikayenin başıma gelmesi... Her neyse. Ve şimdi düzenli olarak karımı ziyarete gidiyorum,kabristana...

    YanıtlaSil