27 Şubat 2012 Pazartesi

GALAT-I MEŞHUR HİKAYE

Geçen gün bir iş başvurusunda bulundum. Hayır iş için başvurmadım yanlış anladınız. Bir iş başvurusunda, orda bulundum. Hayır biri beni bulmadı yine yanlış anladınız. Arkadaşım bir iş başvurusu yaparken yanındaydım.

Yine bir iş yerine eleman aranan günlerden biriydi. Arkadaşım, filmlerdeki gibi "Bizimle çalışmak ister misiniz" kağıdını kopardı ve üst yetkiliye götürdü. Ben bu iş için ideal insanım dedi. "Benden iyisini bulamazsınız"

Adam arkadaşımın yüzüne şöyle bir baktı. "Önceden çalıştığın bir yer, yemek sektöründe bir deneyimin var mı" diye sordu. "Tabii ki var" dedi arkadaşım. "Her gün üç öğün yerim."

Adam güldü. Yarın gel başla dedi. Arkadaşım inanamadı. Demek tam 3 aydır süren işsizliği sona eriyordu. Demek sonunda talih onun da yüzüne gülmüştü. Demek geçen gün intihar girişimi başarısız olduğu için çok şanslıydı.

Geçen Gün

Odasına gittim. Kalk lan saat kaç oldu hala yatıyorsun dedim. "Hem bu ne lan" deyip odasının girişindeki kapının üstüne yapıştırdığı ilanı gösterdim. İlanda "Benimle çalışmak ister misiniz" yazıyordu. Muzırca sırıtarak "finaller yaklaşıyor" dedi. Tek başıma çalışamıyorum amonyum.

Amonyum kendisinin bulduğu bir küfürdü. Onu hem yaratıcı hem de entel gösteriyordu. Aynı zamanda bir element miymiş molekül müymüş, o kadarını bilmiyorum.

Dışarı çıktım. Hava yağmurluydu. Hiç sevmem yağmuru. Bir araba geçerken su sıçrattı. Arkasından küfredemedim bile korkaklıktan. O kadar pasifim ki hasbelkader bir kavgaya girsem az vurun derim hasımlarıma.

Okula gittim. Arkaya onu görebileceğim bir yere oturmayı planlıyordum. Şansıma tam önüme oturdu. Saçları sırama kadar uzanıyordu. İçime çektim bütün kokusunu. Havada oksijen, karbondioksit ve bolca aşk vardı. Piksel piksel dökülüyordum. Parça parça dağılıyordum. Erim erim eriyordum. Onu çok seviyordum.

Arkasını döndü. Bana baktı. Gülümsedim. Gülümsemedi. Elimi uzattım, tutmadı. Önüne döndü.

Dışarı çıktım yarısında dersin. Sen şimdi diyorum, dışarı çıktım yarısında dersin. Ama öyle yapmadım. Dersi sonuna kadar bekledim. Dedim ya korkak, pasif bir herifim ben. Yarısında çıkamazdım hiçbir şeyin.

Eve doğru yürüyordum. Yürüdükçe küçülüyor, küçüldükçe yürüyordum. Ev bana çok uzak görünüyordu artık. Her şey bana çok uzak görünüyordu. Ulaşamayacağımı anladım. Oturdum. Kendimi öldürmeyi düşündüm. Çok uzak değildi bu fikir bana. Bana uzak olmayan tek şey bu fikirdi. Uygulamaya karar verdim.

O sırada telefonum çaldı. Borçlu olduğum bir kaç kişi ödemeyi çabuk yapmamı istiyor, yoksa karışmayız diyorlardı. Ben intihar kararı almış biriydim artık. Umursamadım bile, yüzlerine kapadım.

Bana yakışan bir ölüm planlıyordum. Sessiz sedasız. Eve gittim. Kendimi öldürmeden önce biraz televizyona bakmak istedim. Televizyonda Pulp Fiction oynuyordu. John Travolta'nın ününü tekrar kazandığı, Samuel L. Jackson'ın dünyaca tanındığı şu film. Filmde küfürden, kandan geçilmiyordu. Filme baktım ve dedim ki:

Benim ölümüm sessiz olmamalı, hiçbir şeyim sessiz olmamalı. Biz asra manşet olmaya geldik, ite köpeğe maskara olmaya değil.

Ertesi gün bu karar değişikliğimden dolayı çok mutlu olacaktım. Çünkü ertesi gün bir iş bulacaktım.

Ertesi Gün

Hayatta her kötü şey en beklemediğiniz zamanda gelir. Sırf bu yüzden dünyayı bir şeytanın yaratmış olma ihtimalini düşünür dururdum. En azından parmağı bir değmiş olmalıydı değil mi?

O gün de kesinlikle şeytanın elinin değdiği bir gündü. Küfrede küfrede kalktım yataktan çünkü işe 1 saat geç kalmıştım. Ve 10 yıllık çalışmamdan biliyordum ki iş yeri yöneticileri geç kalan çalışanı affetmiyordu. Başım öne eğik, omzum düşük bir halde girdim iş yerine.

Yöneticimiz Arif Bey'in odasına giden o korkunç holünden geçip odasına ulaşıp özür dilemeliydim. Çünkü eğer yapmazsam işten kovulmam işten bile değildi. Kendimdendi.

O hole daha önce hiç girmemiştim. İşe alınırken bile. Holden geçip odaya girdim. Arif Bey karşımdaydı. Yanında seksreteri vardı. Yanında vakur bir şekilde oturuyordu. Arif, niye geç kaldığımı sordu. Aslında neden bu kadar abarttıklarını anlamıyordum. Alt tarafı 1 saat geç kalmıştım. Uyanamadım dedim. Bir daha olmasın yoksa kovarım dedi.

O sırada iki genç geldi. Biri "tam sizlik bir çalışanım, bu iş için idealim, 3 öğün yerim" tarzı saçmaladı. Yarın gel başla dedi ona. Ona, hiçbir tecrübesi olmayan gerizekalı bir gence. İki genç kıçları tavana paralel çıktılar odadan.

İşte tam o sırada benim beynime sakin olmam gerektiğini söyleyen nöronlar koptu. En güzel kadınlarla sevişip, bütün gün orada kıç büyütmesi umrumda değildi. Ama hem işe bir amatörü alıp, hem de beni, yılların elemanı olan beni, sadece 1 saatlik gecikme için kovacağını söylemesi tepemi attırdı. İşini al münasip bir yerine sok dedim. Odadan çıktım. Kendime inanamıyordum. Beş dakika önce Arif''in holünü ararken şimdi nereye gelmiştim.

Şu hayatta herkes en az bir kere istifa etmeli. Arkasından yaşadığınız haz paha biçilemez. Çıkışa doğru yürüdüm. Tam çıkarken o iki genci gördüm. Mutlulardı. Hayat çok garip. İki farklı insan tamamen farklı nedenlerden mutlu olabiliyor. O işe girdiği için, ben ise işten çıktığım için mutluydum.
Bütün bunları düşünüyordum. Ve birden silahlı iki adam çıktı ve demin işi alan çocuğu gözlerimin önünde vurdu. Arabalarına binip uzaklaştılar. Bağıramadım bile. Beynim çatlayacak gibi ağrıyordu. Ve kayış koptu...

Başka Bir Boyutta

Ölene kadar ölümün nasıl bir şey olduğunu bilmiyorsunuz. Size söyleyeyim, çok muhteşem bir duygu. Ölürken gözünüzü bile kırpayım demeyin, gerçekten bir şey kaçırmak istemezsiniz. Çünkü bir kerelik yapılan bir eğlence bu.

Ben de kırpmadım. Bunu, yaşayanlar, gözümün açık gittiğine, katillerin bulunması gerektiğine yordular. Beni çok yordular. Ölü bir insan katilinin bulunmasını istemez. Gözü arkada kalmaz. Çünkü ölü ölmüştür. Buna ekstradan bir anlam yüklemeye gerek yoktur. Hem ben katillerimi biliyordum. O borçlu olduğum orospu çocukları. Biraz daha bekleyebilirlerdi. İşe yeni girmiştim. Ama nasılsa bunların artık bir önemi yoktu değil mi?

Bana burun kıvıran kızı şimdi görmek isterdim. Artık her şeyi yapabileceğim bir alemdeydim. Sıkıysa şimdi de bana burun kıvırsaydı. Burada kral da soytarı da bendim. Her şey bana ve ben her şeye bağlıydım. Çok fazla bir huzur vardı içimde. Acaba cennette miydim? Etrafıma baktım. Kadın görünmüyordu. Öyleyse cennette olmalıydım. Her zaman hurilerin cennette çorbadaki sinek rolünü üstlendiğini düşünürdüm. O kadar güzel şeyin içinde kadın da olmalıydı ki hiçbir zaman mutlak huzura ulaşılmasın.

Buradan şu sonuca vardım: Tanrı herkesin cennetini tek tek kişilere özel yaratmıştı. Ben kadın istemiyordum ve yoktu işte. Çok mutluydum. Sürekli dünyayı izliyordum. Acınası hayatları.. Yalancı insanları.. Buranın nasıl bir yer olduğunu bilselerdi eğer, deliler gibi dua ederlerdi. Ama onlar dua etmek için deli olmak gerektiğine inanıyorlardı. Ne trajedi ama.

Hiçbir kimse için üzülmüyordum da arkadaşım için çok üzülüyordum. Ben ölünce çok dağılmış olmalıydı. Bunu bilmiyordum çünkü burada dünyada tanıştığınız herhangi bir insanın hayatını izlemenize izin vermiyorlar. Kurallar.. Burada da kurallar var. Yani cennet bile mükemmel değil.

Aynı Zaman Diliminde, Dünyada

Gözlerimin önünde vurulmuştu arkadaşım. Ağlayabildim sadece. Orada ağladım, cenazesinde ağladım, biraz daha ağladım. Ve sustum. Yasım bir kaç gün sürmüştü. İnsan bir yakını öldüğünde sürekli üzülmesi gerektiğini, aksi halde ona saygısızlık yapmış olacağını düşünüyor. Ama hayat devam ediyor, her ölümü tadan nefse rağmen.

Arkadaşım ölünce hayata küsmek istedim. Ancak sadece akşam yemeğine ve galiba bir kere de kahvaltıya küsebildim.

Arkadaşım ölünce bundan yararlanmak istemedim. Ama etrafımda meraklı gözlerle benim olayı anlatmamı bekleyen kalabalığa karşı gerçek olaydan biraz farklı bir hikaye anlattım. Katilleri durdurmak için çok uğraştığımı ama onların silahlı olduklarını, şerefsizce gelip arkamdan vurduklarını, katilinin bulunmasına bizzat yardım edeceğimi, adaletin er ya da geç yerini bulacağını söyledim.

Yaşarken kimseye yararı dokunmayan arkadaşım ölünce birden hayatıma renk katar olmuştu. Gangsterlerden sağ kalan çocuktum ben. Çok ünlü olmuştum. Artık çok güzel bir kız arkadaşım vardı. Bir show programına katılmış ve arkadaşımın ölümünü dramatize ederek anlatmıştım. Öyle ki; kendimi elleri kan içinde semaya bakarak hayııırrr diye bağırırken tasvir etmiştim. Herkes çok etkilendi. Bana sen cesur bir çocuksun evlat deyip her yerde önümü açtılar.

Bir adamın acısı diğerinin sevinci oluyordu. Onun ölümü benim yaşamımı temin ediyordu. Bazen arkadaşım yanımda öldürüldüğü için ne kadar şanslı olduğumu düşünüyordum. Gerçeği benden başka kimse bilmiyordu. Sadece o işi alırken odada bulunan diğer eleman görmüştü ama o da olaydan bir kaç gün sonra beyin travması geçirmiş, hastanede yatıyordu. Bitkisel hayata girmişti. Bitkiler kadar zararsız, bitkiler kadar sessizdi. Oyunumu kimse bozamazdı. Artık zengindim, karım güzeldi ve önümde yapmak istediklerimi yapmak için hiçbir engel yoktu. Arkadaşıma mı ne oldu? Cenazesinden sonra mezarına bir kez bile uğramadım. Nereden bileyim?



6 yorum:

  1. O kelime hikayedeki kadının rolünü belirtmek için kullanabileceğim en sade ifadeydi ve öyle oldu. Bir espri yahut bir kelime şakası değildir. Altı çizile.

    YanıtlaSil
  2. Kadrini kıymetini okuyucuların bilmesini ve böyle bir değerin kalabalıklar içinde kaybolmamasını amaçlayarak bu yorumda bulunmuştum. Bir takdir yorumuydu mamafih önyargılı bir anlayışla okunan yorum heba olmuş, sert bir duvarla karşılaşmak zorunda kaldık. Nedendir bilmem, anlamam.

    YanıtlaSil
  3. HEY! Korkut Üneli hala sorumun cevabını vermediniz!!!!! Sorum bir önceki yazınızın yorumunda...

    YanıtlaSil
  4. O zaman hemen vereyim. Siz Başak Tör'seniz ben de Yanak Tör'üm. Blogta yazmanıza hiç gerenk yok. Ben de satıp göç edeceğim buralardan zaten.

    YanıtlaSil
  5. Kurgu ve anlatım süper.
    Yalnız arkadaşı vurulan şahsın ,bu ölüm üzerinden televizyon meşhuru ve zengin olmasını herhangi bir illiyet rabıtası ile açıklayamadım kendime. Bağı kurabilsem ben de yakın bir dostumu ahirete postalama çabasına gireceğim.
    Öpüldün sayın yazar!

    Enes Tetik

    YanıtlaSil
  6. Olay şöyle canlandı kafamda: Ünlü gangsterler işyerinin önünde adama saldırır, şimdiye kadar hiçbir tanık bırakmamış alçaklar bu sefer sert kayaya çarpmıştır. Sonradan zengin ve ünlü olacak karakterimiz onları defeder. Ama arkadaşının ölümünü engelleyemez. Olay haberlerde manşet olur. Böyle hikayelere bayılan halkımız adamı kahraman ilan eder. falan filan. ve sonsuza kadar mutlu yaşadılar...

    YanıtlaSil