-Şimdi sen kalkmış bana, birine aşık olduğunu mu söylüyorsun? Ne aptallık ama... İki güzel göze, bir tatlı gülüşe kanacak kadar aptal olamazsın, değil mi? Çok yanlış sulardasın dostum. Sıradan biri gibi davranıyorsun. Hem beni hem zekamı küçük düşürüyorsun. Bunu lütfen yapma..
+Ne küçük düşürmesinden bahsediyorsun sen be?
- Şöyle açıklayayım:
Descartes'ın artık herkesin bildiği ünlü bir sözü vardır. "Düşünüyorum, öyleyse varım." Neden "Düşünüyoruz, öyleyse varız" dememiş, hiç düşündün mü? Söyleyeyim. Çünkü Descartes her şeyden şüphe ede ede şüphe edilemez tek gerçeğin "düşünebildiği" olduğunun farkına vardı. Ama sadece "kendinin" düşünebildiğinden emindi. Diğer insanlar sadece onun beyninin yarattığı varlıklar da olabilirdi. Kısacası dostum, dünyada kendi zihnimden ve zihnimin ürünlerinden başka bir şey olduğunu düşünmek için hiçbir geçerli neden göremiyorum.
+Ne yani? Sence bu dünyada senden başka varlık yok mu?
- Yok. Bu gördüğün koltuk benim hayal ürünüm. Bu odayı ben yarattım. Kıymetli arkadaşım, sen yoksun. Ben olduğum sürece varsın ama ben ölünce -tabii ölürsem- olmayacaksın. Bu dünyadaki her şey benim yaratımın ürünü.
Ve sen aşk gibi zayıfların düştüğü bir çukura düştüğünü söyleyerek bana, benim kafamda yarattığım varlığın bir ahmak olduğunu düşündürtüyor ve zekamdan şüphe etmeme mahal veriyorsun. İşte bunu, lütfen yapma !!!
+ Bu söylediklerin saçmalık. Ben var olduğumu biliyorum.
- İşte ben de bunu söylemeye çalışıyorum. Sen de sadece kendinin var olduğuna inanmalısın. Tabi eğer varsan. Ki varsan zaten bu tez kendiliğinden çürür. Ne paradoks değil mi?
+ Eğer sadece sen varsan, niye anlatıyorsun ki bunları bana? Bu bir grup insana "siz aslında yoksunuz, ben sizi algıladığım için varsınız" demek kadar saçma. Hatta istersen "Siz Yoksunuz" isimli bir kitap yaz da hepimiz nasıl senin düşünce ürünün olduğunu öğrenelim. Gerçekten, neden anlatıyorsun bunları?
- Tek kelime: Sıkıntıdan.
+Sen delisin.
-O zaman sen de çok akıllı değilsin. Deli zihnin ürettiği ne kadar akıllı olabilir?
Sustular. Uzun süre bakıştılar. Bu felsefenin saçmalığını savunan taraf, kendine bir dayanak arar gibi bakıyordu. Kafasında ölçtü, tarttı ve konuştu:
+İnsan egosu nasıl güçlü bir şeydir bilirsin dostum. Öylesine güçlüdür ki -seninkinin şu an yaptığı gibi- kendinden başka herkesi reddedebilir. Ama üzerinde felsefe kurduğun egon aynı zamanda felsefenin çatlak noktası.
Düşünüyorsun, var olduğunu biliyorsun. Lakin bu dünyayı sen kafanda yaratmışsan, bu gördüklerinin hepsi senin ürününse o zaman neden hepsine sahip değilsin? Öyle olmalıydın, değil mi? Her ego bunu ister. Bazı insanlar beyninin derinliklerine iter, bazıları su üstüne çıkarır. Ama her şeye sahip olma istemi herkeste mevcuttur. Kısacası dostum, eğer kafanda bir dünya yaratmış olsaydın onun hakimi sen olurdun.
Şimdi sen her şeyi ben yarattım diyorsun. Ama bu koltuk, bu evden başka hiçbir şeyin yok. Eğer bir çeşit tanrı falan olduğunu düşünüyorsan, sana kötü bir haberim var, çok aciz bir tanrısın.
Konuşmayı bitirdi. Ayağa kalktı. Odadan çıkarken arkasına dönüp şöyle bir baktı. İyi geceler deme ihtiyacı hissetti.
+İyi geceler Nazım.
-İyi geceler Fatih.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder