9 Kasım 2011 Çarşamba

MR. TWİSTER'S TWİSTED STORY

Mr. Twister anlaşılması zor yapıda bir adamdı. Complicated Street’in hatırı sayılır bir zamandır orda yaşayan bir sakiniydi. Komşuları onun hep göründüğünden daha zeki olduğunu söyler dururdu. Ne zaman konu açılsa onun hakkında, insanlara saçma gelebilecek efsaneler anlatılıyordu. Hatta bir keresinde Tanrı’yla konuştuğu söyleniyordu. Ki bu kiliseye sadece bedava içki için giden bölge halkını dehşete uğratıyordu. Twister’ı sevdiklerini söylüyor, ama ondan olabildiğince uzak durmaya çalışıyorlardı. Bu yaklaşım halkın Tanrı’ya yaklaşımıyla da birebir örtüşüyordu. Bir yandan da insanlar şöyle diyordu:

O adam kesinlikle delilikle dahilik arası çizgide bir sirk şovmeni gibi yürüyor. Ne tarafa doğru düşeceğini Tanrı bilir.

Twister dini inancı olmayan bir adamdı. Ama ateistlerin bakış açısı da ona tersti. Çünkü ateistler hem bir yaratıcıya inanmıyor, hem de ona isyan ediyorlardı.

Ve Mr. Twister biliyordu ki Tanrı’ya isyan etmek için bile varlığına inanmak lazım gelirdi. Var olmayan bir şeye nasıl tepki gösterilebilirdi? İşte ateistler bunu yapıyordu. Hem de yüzyıllardır. Mr Twister buna karşıydı, bunu durdurmalıydı.

“Bir Ateistin Günlüğü” isimli hikayesiyle ortalığı kasıp kavurdu Mr. Twister. İnsanları bilinçlendirdiğini gördükçe içi ısınıyordu. Ama şöyle bir sorun vardı ki, ateizmin yanlışlarını gören ateistler, ne ateist kalabilir ne de bir dine bağlı halde gelebilirlerdi artık. Din boşluğu yarattılar böylece. Ahlaki olarak bir şeye bağlı kalma isteği içlerini kasıp kavuruyordu. Ama artık hiçbir şeye inanamıyorlardı. Bu da onlarda büyük bir bunalım yapmıştı.

Televizyonlarda her gün yeni ölüm haberleri duyuluyordu. Bir yaşama amacı kalmayan yüzlerce eski ateist “Good Bye Cruel World” mottosuyla toplu intiharlara başlamışlardı. İntihar haberleri %850 artmıştı. İntihar olayları ise %400 artmıştı. Evet, basın yine abartıyordu.

Eleştiri okları ise Twister’ın üzerindeydi. Herkes ondan bu konuyla bir söz bekliyordu. Sokaklarda insanlar onun aleyhine gösteriler yapıyorlardı. Mr Twister kendisine yapılan baskılar sonucu açıklama yapmak zorunda kaldı:

“Çok kayıp verdik beyler. Çok kayıp verdik. İnsanlar benim yazdığım bir şeyden etkilenerek intihar ettiler. Çok üzgünüm. Ama basında bütün oklar beni gösteriyor. Buna karşıyım. Einstein atom parçalama çalışmaları yaparken atom bombasıyla o kadar kişinin öleceğini bilmiyordu sayın basın mensupları. Her nasıl o ölümler için Einstein’ı sorumlu tutamıyorsak, ben de bu insanların ölümlerinden sorumlu hissetmiyorum kendimi. Öldükleri için üzgünüm, çok üzgünüm ama yapacak bir şeyim yok.

Lütfen bu söylediklerim dünyaya çarpıtılmadan duyurulsun. Lütfen basın mensupları, hangi basına mensupsunuz bilmiyorum ama doğru şeyler basmadığınız bir gerçek.”

Bu söylediklerinden sonra Mr Twister bütün dünyadan büyük bir tepkiye maruz kaldı. Ne zaman üzerine gelinse aynı şeyleri yapan basın mensupları yine değişmez karalama çalışmalarına giriştiler. Mr Twister’ın ismi bütün dünyada kara listeye yazılmıştı. Mr Twister tepkilere daha fazla dayanamayıp ülkesinden ayrılmak zorunda kaldı.

Mr Twister sadece fikirlerini sonuna kadar savunabileceği, fikirlerinin hor görülmeyeceği bir dünya istiyordu. Ne düşünürse düşünsün, nazikçe dile vurduğu sürece nazikçe cevap alacağı bir yer istiyordu. Bu dünya için çok şey istiyordu Mr Twister.

Mr Twister bir kış gecesi doğduğu, büyüdüğü, yaşlandığı yurdundan uzakta, bir otel odasında uyurken sonsuz uykusuna kavuştu.

Kendinden sadece son bir mektup kalmıştı geriye:

“Sevgili karım Kate, şahane çocuklarım Boone ve Shannon. Bu mektubu aldığınıza göre ben ölmüşüm demektir. İlk olarak mezarımın evimin bahçesine gömülmesini istiyorum. Ayrıca cenazemde ağlayayım falan demeyin. Çok saçma bir iştir bu. Sonuçta ağlasanız bile bilmeyeceğim değil mi? O zaman ne diye kendinizi yırtasınız ki? Genel olarak da bir insanın ölümüyle yıkılmayın zaten. Kalanlarla yaşamaya bakın. Emin olun, bu, ölmekten daha ızdıraplıdır.

Biraz da kendimden bahsedeyim isterseniz çocuklar. Bilmediğiniz benden.

“Anne ve babamdan yeterince sevgi görmüş bir çocuktum ben. Çocukluğum kitap okuyarak geçti. Liseyi yüksek bir dereceyle bitirdim. Üniversitede dengimin olmadığını gördüm. Konuşmak istediğim şeyleri insanlar kendi değer yargılarına göre yargılıyorlardı. Nesnel bir bakış açısı aradım insanlarda, bulamadım. Beni anlasınlar istedim, biraz anlayın istedim. Ben annem, babamdan sonra sevilmedim hiç. Sevilmek istedim karşılıksız. Saf duygularla bağlanacağım birini istedim yıllarca. Her seferinde başarısızlığa uğradım. Başarısızlığa uğradıkça içime kapandım ve insanlar buna bilgelik dediler, zeka dediler. Halbuki bu dünyaya karşı bir siper alıştı. Ki ben zeki değildim onlar aptaldı. Ben çok düşünmüyordum onlar az düşünüyordu.

Bir kitap yazdım, insanlar ayaklandı. Benim yazdığım kitap Kate, benim. Kendimi ne kadar önemli hissettim bilemezsin. İnsanlar ölüyordu ve ben, dışımdan öldükleri için üzüldüğümü söyleyip insan hayatının önemi ile ilgili saçmalıklar savururken içimden seviniyordum biliyor musun? Benim yüzümden hayatlar değişiyordu, insanlar kendini öldürüyordu. Önemli bir insan olmuştum Kate, anla beni, önemli bir insan.

Bu yazdıklarıma kendine hümanist diyen gerzekler çıkıp “insanlar senin yüzünden ölürken nasıl sevinebiliyorsun” diyeceklerdir. Ama ben o zaman onlara şöyle söylerim:

Bu dünyada insanların yüzde %90’ı boşa yaşar. Bazı şeylere inanır, bunlara göre yaşar ve ses çıkartmadan ölür bu insanlar. Ölümünde bile sessizdir bunlar. Ama öldüğünde dünyada gürültü kopan, düşüncesiyle çığır açan insanları sevdim hep. Şimdi isterlerse o ateistten bozma molozlar öldürsün kendini. Bir kitaptan bu kadar etkilenip dünya değiştirecek kadar salaklarsa o onların bileceği iş.

Çoğu insan yaşayıp ölür, ben ölmeyenlerden olacağım bu yazdığım kitap sayesinde. O yüzden seviniyorum. Ben kimsenin ölümüne üzülmek zorunda değilim. Onlar farklı ben farklıyım. Tanımadığım adamlar için neden üzüleyim ki?

Siz, hayatınızda hiçbir yer edinmemiş insanlar için üzülen zavallılar, ben size bir numara büyüğüm. Sizden bir adım ötedeyim. Size hem acıyor hem kızıyorum. Acıyorum çünkü kendi hayatınızın ne kadar değerli, size bahşedilen aklın ne kadar geniş yelpazeli olduğunu bilmiyorsunuz. Kızıyorum çünkü hayatınızı başka insanlar için yaşıyorsunuz. Siz idealistler, kendinizi topluma feda ediyorsunuz. Bireyi yadsıyorsunuz. Ne kadar birleşirsek o kadar güçleniriz diyorsunuz ama şu gerçeği unutuyorsunuz: Aynı fikirlere sahip bir topluluk pratikte topluluk dışı bireyden güçsüzdür. İşte bu yüzden bu mektubu okuyan herkesedir bu sözüm. Kırın zincirlerinizi. Kırın ideolojilerinizi.

“Gelin hep birlikte birey olalım.”

Şimdi gelgelelim güzelim aileme;

Sevgilim sen beni diğerlerinden farklı olduğum için seviyorsun. Ve aynı nedenden dolayı aldatıyorsun. Evet, biliyorum ne haltlar karıştırdığını. O adamda ne buluyorsun biliyorum ve bu da seni basit bir insan yapıyor. Onda güç buluyorsun, kas buluyorsun, sertlik buluyorsun. O kadar şeyin arasında zekayı bulamamak sana garip gelmiyor. Bir yerden çıkar diyorsun klasik anne edasıyla.

Çocuklarım saf bir sevgiyle seviyorlar beni ama büyüdüler zaten, yakında onlar da uçarlar yuvadan. Çocuklar size bir şey söyleyeyim mi her şeye rağmen sizi gerçekten sevdim ben. Şu dünyada yaşadığıma değdi diyebileceğim üç eserimden ikisi sizsiniz. Size çok değer veriyorum evlatlarım.

Neyse... Çok hastaymışım, az ömrüm kalmış falan filan. Doktorlar yaz bir şeyler çocukların için dediler, bunları yazdım. Son olarak diyeceğim odur ki çocuklar:

“Annenize sıkı tutunun, çünkü düşüyorum.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder