-Merhaba. Oturabilir miyim? Yer bulamadım da.
+Tabii ki. Islanmışsınız, dışarda yağmur mu var?
-Felaket yağıyor hem de. Buraya sığınabildim ancak.
+Sığınmacılara yardım etmek geleneksel bir devlet politikasıdır bizde. Buyurun çekinmeyin, oturun. Kahvenizi nasıl alırdınız?
-Sağolun içmeyeceğim.
+Sorun değil, ben ısmarlıyorum. Köpüklü mü dediniz, peki. Bize oradan iki tane bol köpüklü kahve.
-40 yıllık hatrı var derler, inanır mısınız?
+Tabii ki. Islanmışsınız, dışarda yağmur mu var?
-Felaket yağıyor hem de. Buraya sığınabildim ancak.
+Sığınmacılara yardım etmek geleneksel bir devlet politikasıdır bizde. Buyurun çekinmeyin, oturun. Kahvenizi nasıl alırdınız?
-Sağolun içmeyeceğim.
+Sorun değil, ben ısmarlıyorum. Köpüklü mü dediniz, peki. Bize oradan iki tane bol köpüklü kahve.
-40 yıllık hatrı var derler, inanır mısınız?
+Hımm.. Dilerseniz size bir şeyler anlatayım, sonra siz karar verin; olur mu?
-Memnun olurum. Hele en az 1 saat sürecek gibi duruyor yağmur. Bir şeyler anlatmanız gerçekten iyi gelebilir.
+Pekala. Başlıyorum.
Rivayete göre Süleyman peygamber zamanında herkesi kırıp geçiren bir salgın yayılmış. Tıpta çareler tükenmez safsatası da yok o zamanlar. Ee imkanlar da kısıtlı tabii. Elini açıp dua etmekten ve Büyük Süleyman'a danışmaktan başka çareleri yok insanların.
Rivayete göre Süleyman peygamber zamanında herkesi kırıp geçiren bir salgın yayılmış. Tıpta çareler tükenmez safsatası da yok o zamanlar. Ee imkanlar da kısıtlı tabii. Elini açıp dua etmekten ve Büyük Süleyman'a danışmaktan başka çareleri yok insanların.
Yine rivayete göre; rüzgarların, cinlerin ve hayvanların efendisi Süleyman(a.s) bütün hayvanlara dünyayı gezme ve bu acısına dayanılmaz illetin ilacını bulma görevi vermiş. Haber beklerken bir yandan da tebliğine devam ediyormuş. Derken günler sonra bir kedi ve bir karınca haber getirmiş. Kedi Mısır'dan, karınca ise Habeşistan'dan gelmekteymiş. Karınca mütevazı bir şekilde hastalığın ilacını bulduğunu söylemekteyken, kedi heyecanlı bir şekilde hastalığın ilacının kesinlikle Mısır'da olduğunu iddia etmekteymiş.
Süleyman peygamber kedinin halinden şüphelense de o sırada yakında olduğu için Mısır'a gitmeyi yeğlemiş. Yanında hizmetkarlarından biri olan köpeği de alarak yola çıkmış. Yolda önlerine tehlikeli bir grup çapulcu çıkmış. O zaman Süleyman(a.s) kedinin ihanetinin farkına varmış. Kılıcı kınından çıkarmış çapulcular. Ancak köpek bir hamlede kedinin kafasını kopararak çapulcuların önüne atmış. Dehşete kapılan çapulcular arkalarına dahi bakmadan kaçmışlar.
Rivayet der ki; kedilere nankör, köpeklere sadık denmesinin sebebi budur.
Karıncaya dönmüş Süleyman peygamber. Onun tarifine uymuş. Habeşistan'da, karınca söz verdiği gibi bir meyve ağacının meyvesinin çekirdeklerini vermiş.
Geri dönüp kaynatmışlar çekirdeği. İçirmişler ahaliye. Hepsi birer birer iyileşmiş.
Rivayet der ki; Yüce Süleyman hayatı boyunca iki şey önünde eğildi. Biri Allah, diğeri ise o karıncadır.
-Yani o çekirdekler, kahve çekirdekleri miydi?
+Hayır, alakası yok. Başka bir meyve, başka çekirdekler.
-E o zaman ne diye anlattınız o kadar hikayeyi? Bu hikayeden nasıl çıkaracağım kahvenin 40 yıllık hatrına inanıp inanmadığınızı?
+Ben bu hikayeyi karşılıklı olarak kahve içerken, yani tam şu anda uydurdum efendim. E söyleyin! Böyle bir muhabbete yol açan, böyle bir hikayeyi yaratan şeyin 40 yıllık hatrı olmaz mı? Olur, hem de nasıl olur!
-Vay canına. Demek bu kadar seviyorsunuz bu köpüklü on dakikalık saadeti?
+Tabii ki seviyorum. Kahve benim için bambaşka bir deneyim. Her defasında yeniden aşık olunan sevgili gibi.. Yıllar boyu sürecek dostluklar gibi.. Kahve.. Kahve benim arkadaşım.
-O zaman bana arkadaşınızı söyleyin de size kim olduğunuzu söyleyeyim.
+Fal diyorsunuz.
-Evet öyle diyorum. Ayrıca siz demesek? Malum 40 yıl.
+40 yıl benle yapabilecek misiniz hanımefendi?
-Bu bir teklif mi?
...
Kekremsi bir yazı olmuş. Sonuna varınca yüz hâli de bir yere varıyor amma...
YanıtlaSilKonuya eğiliminin ya da eğilimsizliğinin objektifliğini etkilemesine izin mi veriyorsun yoksa :)
YanıtlaSil