
PAVLOV'A KÖPEK EMANET ETMEK
İnsanların, müruruzaman kelimesini zamanaşımına uğratmadığı zamanlardı. Çocuktum. Tek isteğim, uçak sesi duyduğumda göğe bakar bakmaz o uçağı görebilmekti. Ama bir türlü doğru pencereyi seçememiştim diğer akranlarımın aksine. Ben doğudaki pencereye koşsam uçak batıdan çıkıyordu. Batıdaki pencereye geldiğimde ise uçak çoktan gitmiş oluyordu. O uçağın nasıl olduğunu, görebilen çocuklardan duyabilmekle yetiniyordum. Bir türlü denk gelemiyordum uçakla. Şimdi kiminiz “Murphy’nin tecellisi” diyecek buna. Ben sadece “kader” diyorum.
İnsanların domatese antiseptik gözüyle baktığı zamanlardı. Büyümüştüm. Evet, domates iyi bir antiseptiktir; ama şüphecileri sevmez. Ben bu gözle bakıyordum domatese. İnsanlarsa farklıydı. Sanki aradıkları şey; bir dost nefesi, bir arkadaş güveni, bir eş sıcaklığı değildi. Onların tek istedikleri; ne denilirse onu yapan, azarlandığında -haklı bile olsa- susup öylece bekleyen, arada bir sevildiğinde ise mutlu olan bir bireye sahip olmaktı. Kısacası, insanlar kendisine bir dost değil, sadık bir köpek arıyorlardı.
İnsanların Pavlov’a köpek emanet etmemeleri gerektiğini öğrendikleri zamanlardı. Yaşlanmıştım. Domates o eski tadını vermiyordu. Tat almamı sağlayan papilla sayısı mı azalmıştı dilimde yoksa genleriyle mi oynanmıştı domatesin, işte onu bilmiyordum. Yine tek isteğim vardı. Ama bu sefer biraz farklıydı. Doğru pencereden bakmak değildi isteğim. Pencereden bakabilme gücünü kendimde bulabilmekti.
İnsanların dünyada olmadığı zamanlardı. Ölmüştüm. Herkes gibi ben de.
yskiyak - 14.07.2011 19:53
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder