Doğduğumdan beri seyahat ederim. Daha doğrusu doğarken bile seyahat ediyormuşum. Annem beni New York- Sydney arasında uçarken, yani uçaktayken, doğurmuş. Tahminen uluslar arası sular üstünde doğmuşum. Belki de kendimi hiçbir ülkeye ait hissedememem bundan dolayıdır. Ama bana isim koyulurken fazla zorluk çekilmemiş. Beni tanımlayan bir isim koyulmuş. “ Seyyah” adı, soyadım olan “ At” ile beraber çok uyumlu bir ikili oluşturmuş tıpkı Xavi ile Messi gibi.
Doğarken seyahat ediyor olmam bana yetti mi? Tabi ki hayır. İsmi “Seyyah”, soyadı “At” olan biri için seyahat asla bitmez. Dünya’nın 16 köşesini de dolaştım. Şimdi soracaksınız, “Nereden 16 köşeli oluyor bu Dünya? Biz yuvarlak olduğunu biliyorduk.” diye. Doğru. Dünya çok mert olmayabilir. Ama Piri Reis’e göre Dünya 16 köşelidir. Her neyse! İlk seyahatim daha önce de dediğim gibi New York’a oldu. Ama ben hiç böyle kalabalık ve betonla örtülü şehirleri sevemedim. Mesela 17 yaşındayken Hindistan’ın ücra köylerinden birinde henüz kast sisteminin kastından kurtulamamış bir köyde “Hint Ruleti” oynama şerefine nail oldum. Sidarta amcayla girdiğimiz bir iddiada kazananı belirlemek için oynadık Hint Ruletini. “ Hint Ruleti de ne?” şeklindeki sorularınızı duyuyor gibiyim. Hemen söyleyeyim. İki kişi sırayla 8 sepete koyulmuş birer zehirli kobra yılanı karşısında kaval çalar. Fakat yılanlardan sadece biri sağırdır. Bu satırları okuduğunuza göre Sidarta amcamız topraktaki mikroorganizmalar tarafından toprağı zenginleştirme çalışması kapsamında ham madde olarak kullanılıyor gibi düşüneceksiniz ama öyle değil. Kendisi inançları gereği yakıldı ve külleri nehre savruldu. Kilometrelerce ötede bir su yılanı sürüsünün solunum yollarını tıkayarak küçük çaplı katliama sebep oldu. Her neyse! 26 yaşındayken, en az harften oluşan bir alfabeye sahip olan Hawaii yerlileriyle milletlerarası kaynaşma projesi kapsamında tanıştım. Aslında tanıştım denemez. Adamlar bana laf anlatmak için 11 harften oluşan alfabelerini kullanıyorlardı. E haliyle cümle kurarken, ay sonunu aldığı cüzi miktardaki maaşla çıkarmaya çalıştığı için kasaptan 100 gr et satın alacak kadar cimri davranmak zorunda kalan birmemur gibi ekonomik kullanıyorlardı alfabelerindeki nadide 11 harfi. Bu yüzden her seyahatimde olduğu gibi bunda da hüsrana uğradım. Bu satırları hayat yolumun yarısında, Dante gibi ömrümün ortasında yazıyorum. Bu seferki ilk hedefim Akdeniz! İlerliyorum bir geminin su tahliye borusuna iple bağladığım küçük kayığım sayesinde. Etrafımda, taze insan etine Titanic faciasından beri hasret olan köpekbalıkları eskortluk yapıyor. Eğer geminin kaptanı fark etmez de Akdeniz’e varabilirsem karaya çıkabilirim. Yok eğer ulaşamazsam Akdeniz’e, farklı bir seyahate çıkmayı düşünüyorum. Köpekbalıklarının midesine doğru bir seyahate çıkacağım. O da olmazsa açlıktan ölürüm. Gerçi onda da seyahate çıkmış olacağım. Ölüm, geri dönüşü olmayan bir seyahattir son tahlilde. Haydi hayırlısı…
yskiyak - 15.04.2010 00:43
Yazarın diğer yazılarına ulaşmak için: yskiyak.blogspot.com

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder